"özet geç" diyenler için;
artık burada yazmayacağım. yeni profil, yeni blog, aynı ben:
http://sairvesair.blogspot.com/
yok sen söyle ben okurum diyenler için;
başta bu blogda (adından da anlaşılacağı gibi) mesleki yazılar yazmayı düşünüyordum ancak son dönemde yazdıklarımın içeriği fazlasıyla değişti, yazdıklarım "kişisel" ve "edebi"leşti. mevcut siteyi değiştirmek istemediğimden kayıtların yaklaşık 3'te 2'sini eleyip yeni bi sayfaya taşıdım. artık oradan devam etmek istiyorum. buyurun dostlar buyurun, halil ibrahim sofrası'na.
01 Mayıs 2013
decifrador
pessoa huzursuzluğun kitabı'nda der ki:
ancak bu, yayınevlerinin bu yazıların suyunu çıkarmaktan çekinmedikleri ve çekinmeyecekleri gerçeğini değiştirmiyor. ilk gördüğümde "pessoa'nın böyle bi kitabı yok ki?" bilmişliğiyle atladığım "quaresma, decifrador" yani türkçe adıyla "bulmaca meraklısı quaresma", pessoa'nın türkçe yayınlanan kitapları arasında okuduktan sonra beni bu düşünceye sevk eden tek eser oldu ve öyle kalmasını derinden umuyorum.
kitap, pessoa'nın yazdığı 3 polisiye öyküyü içeriyor. üç öykünün ortak yönü kitaba da adını veren doktor quaresma. quaresma, kitapta olaylara sonradan dahil olup üstün zekası ile bu olayları çözen ve pessoa'nın aslında büyük ölçüde kendine benzettiği bir karakter. öyle ki bir kısımda açıkça şu şekilde tasvir ediyor:
kitaptaki bu 3 polisiye öykü başta bilindik biçimde ilerliyor, olaylar genelde ikinci ya da üçüncü ağızdan anlatılıyor. ancak sonra quaresma olaya dahil oluyor ve kitabın ilerleyişini tamamen değiştirip hikayeyi kendi akıl yürütmeleriyle dolduruyor. bu akıl yürütmeler -tahmin edebileceğiniz gibi- anlamsal açıdan oldukça yoğun cümlelerle ifade ediliyor ki bu cümleler kitabı pessoa'nın diğer kitaplarından daha kolay okunabilir kılmıyor.
(pessoa'nın kitaplarının genelde zor okunmalarının yanında türkçe'den okunduklarında doğurduğu bir "dezavantaj" da, kitapların genellikle "çevirinin çevirisi" olmaları. ve eminim bu hem okuru, hem de çevirmeni fazlasıyla zorlamakta. ancak iyi tarafından bakıldığında "kolay" okunan kitapların "bestseller" olmaya yatkınlıkları, pessoa gibi yazarların okuyucularıyla daha kolay bağ kurmalarını sağlamıyor değil.)
kitapta ön plana çıkarılan hikaye aynı zamanda kitabın yaklaşık 4'te 3'ünü kaplayan "vargas olayı" -ki quaresma'nın uzun akıl yürütüşlerini içerir- ancak benim favorim ikinci hikaye yani "çalınmış parşömen" oldu zira konu bütünlüğü daha fazlaydı ve quaresma'nın fikirleri daha özlü ve netti. esasında pessoa bu kitabı kendisi derlemiş olsaydı büyük ihtimalle vargas olayı'nda quaresma'nın akıl yürüttüğü kısımlarda da bu tarz bir sadeleştirmeye gitmek isterdi ancak sanıyorum yayıncılar bu konuyla ilgili tüm materyali paylaşmak istemişler ki sadık okurun tercihi de elbette bu yönde olur.
kitabın en zayıf noktası aslında yazılmamış olması. pessoa'nın diğer tüm kitapları gibi bu kitabın da sandığından çıkan sayfalardan bir derleme ve kurguda yahut metinde boşluklara rastlanabiliyor. gene de öykülerdeki bütünlük büyük ölçüde sağlanmış ve büyük ihtimalle böyle bir kitap yayınlanırken benim gibi "yeter ki pessoa olsun"cular hedef alınmış. pessoa okumaya bu kitapla başlayan biri tahminimce büyük hayal kırıklığı yaşayacaktır. pessoa'nın eserlerine az çok aşina olanlarsa büyük beklentiler içinde olmadan okuduklarında eminim beklentilerinin karşılığını alır.
yazının başındaki alıntıya paralel bir düşünceye bu kitapta da rastladım. o yüzden pessoa'nın başka kitabından bir alıntı ile başladığım yazıyı bu kitabından bir alıntı ile bitirmek istiyorum:
"bir insan sadece sarhoşken iyi yazabiliyorsa, sarhoş dolaşsın. karaciğerime kötü geliyor, derse, 'karaciğeriniz neymiş ki?' derim. "ömrü sizinkiyle sınırlı, ölü bir şey; oysa yazabileceğiniz şiirler yaşayacak, herhangi bir şeyle 'sınırlı' olmaksızın."yukarıdaki satırları yazan birinin karaciğer hastalığından ölmüş olması elbette şaşırtıcı değil. uğruna karaciğerini feda ettiği "iyi yazıları" ise hala -ve aslında ülkemizde yeni yeni- değer kazanmakta.
ancak bu, yayınevlerinin bu yazıların suyunu çıkarmaktan çekinmedikleri ve çekinmeyecekleri gerçeğini değiştirmiyor. ilk gördüğümde "pessoa'nın böyle bi kitabı yok ki?" bilmişliğiyle atladığım "quaresma, decifrador" yani türkçe adıyla "bulmaca meraklısı quaresma", pessoa'nın türkçe yayınlanan kitapları arasında okuduktan sonra beni bu düşünceye sevk eden tek eser oldu ve öyle kalmasını derinden umuyorum.
kitap, pessoa'nın yazdığı 3 polisiye öyküyü içeriyor. üç öykünün ortak yönü kitaba da adını veren doktor quaresma. quaresma, kitapta olaylara sonradan dahil olup üstün zekası ile bu olayları çözen ve pessoa'nın aslında büyük ölçüde kendine benzettiği bir karakter. öyle ki bir kısımda açıkça şu şekilde tasvir ediyor:
"ortalama portekizlilerden biraz uzun boylu bir adamdı. zayıf, neredeyse iskelet gibi denen türden, epeyce kambur, melankolik biriydi. yıpranmış bir hali vardı. solgun yüzü hem zayıflığın hem de depresyonun neden olduğu derin kırışıklıklarla doluydu. ilk bakışta, simasında belli belirsiz bir asimetri hissediliyordu. ileri düzeydeki şaşılığı; ince ve renksiz dudaklı, hareketsizken düzgün ve soğuk gözüken, hafifçe felçliymiş gibi kasılan ağzı; ve zayıf insanlara özgü bir şekilde, uzun boynunun üzerinde düz ve sağlam duramayan başı merkeze alınmadıkça, daha derinleştirilmiş bir analiz bu simayi yerli yerine oturtmakta güçlük çekerdi. yüzü uzundu, çenesi çökük ve zayıf. solgun ve tereddütlü bir ifadesi vardı. ince ve kartalsı burnunun nispeten çıkık halini ve orantısız bir boyda olmasa da yine de nispeten öne fırlamış, çehresinin alt kısmının silikliğiyle tezat oluşturan alnının güçlü hakimiyetini bu durum iyice vurguluyordu."gerçekten pessoa'nın hem boydan hem de yüzünün net gözüktüğü fotoğrafları incelendiğinde tarif edilen vücut ve yüz hatları, özellikle de şaşılık net bir biçimde fark edilebilir. son dönemde eserlerine olan ilgiye paralel sayısı artan görsel tasvirlerinde bu hususlar genelde göz ardı ediliyor. bu sanıyorum biraz da gerçeklere paralel yapılan çizimlerin onu "çirkin" gösterebileceği kaygısı yüzünden (çirkinlik suçmuş gibi). hem oysa bir söz der ki: "hayalperestler çirkin olur."
kitaptaki bu 3 polisiye öykü başta bilindik biçimde ilerliyor, olaylar genelde ikinci ya da üçüncü ağızdan anlatılıyor. ancak sonra quaresma olaya dahil oluyor ve kitabın ilerleyişini tamamen değiştirip hikayeyi kendi akıl yürütmeleriyle dolduruyor. bu akıl yürütmeler -tahmin edebileceğiniz gibi- anlamsal açıdan oldukça yoğun cümlelerle ifade ediliyor ki bu cümleler kitabı pessoa'nın diğer kitaplarından daha kolay okunabilir kılmıyor.
(pessoa'nın kitaplarının genelde zor okunmalarının yanında türkçe'den okunduklarında doğurduğu bir "dezavantaj" da, kitapların genellikle "çevirinin çevirisi" olmaları. ve eminim bu hem okuru, hem de çevirmeni fazlasıyla zorlamakta. ancak iyi tarafından bakıldığında "kolay" okunan kitapların "bestseller" olmaya yatkınlıkları, pessoa gibi yazarların okuyucularıyla daha kolay bağ kurmalarını sağlamıyor değil.)
kitapta ön plana çıkarılan hikaye aynı zamanda kitabın yaklaşık 4'te 3'ünü kaplayan "vargas olayı" -ki quaresma'nın uzun akıl yürütüşlerini içerir- ancak benim favorim ikinci hikaye yani "çalınmış parşömen" oldu zira konu bütünlüğü daha fazlaydı ve quaresma'nın fikirleri daha özlü ve netti. esasında pessoa bu kitabı kendisi derlemiş olsaydı büyük ihtimalle vargas olayı'nda quaresma'nın akıl yürüttüğü kısımlarda da bu tarz bir sadeleştirmeye gitmek isterdi ancak sanıyorum yayıncılar bu konuyla ilgili tüm materyali paylaşmak istemişler ki sadık okurun tercihi de elbette bu yönde olur.
kitabın en zayıf noktası aslında yazılmamış olması. pessoa'nın diğer tüm kitapları gibi bu kitabın da sandığından çıkan sayfalardan bir derleme ve kurguda yahut metinde boşluklara rastlanabiliyor. gene de öykülerdeki bütünlük büyük ölçüde sağlanmış ve büyük ihtimalle böyle bir kitap yayınlanırken benim gibi "yeter ki pessoa olsun"cular hedef alınmış. pessoa okumaya bu kitapla başlayan biri tahminimce büyük hayal kırıklığı yaşayacaktır. pessoa'nın eserlerine az çok aşina olanlarsa büyük beklentiler içinde olmadan okuduklarında eminim beklentilerinin karşılığını alır.
yazının başındaki alıntıya paralel bir düşünceye bu kitapta da rastladım. o yüzden pessoa'nın başka kitabından bir alıntı ile başladığım yazıyı bu kitabından bir alıntı ile bitirmek istiyorum:
ben, yapım gereği dikkatsiz biri olduğumdan, dikkati kullanmayı düşünmem; onu geliştirmeyi de düşünmem, çünkü doğanın bizim yapmamızı istemediği şeyi yapmayı istemek daima saçmadır. mizaç gereği alkoliksem, değişmeye çalışmadan içerim.
28 Nisan 2013
08 Nisan 2013
acı
acı insanı olgunlaştırır derler
beni olgunlukla karşıla,
bu değilse de ettiğini bulmak
inan fazlasıyla yeter
korkusuyla yaşamak
insanlar ürkütüyor beni artık
hayatıma bir giren daha çıkmıyor
biri için gitti deniyor,
bir bakmışım o giden
daha derinlerde bir yere
demir atmış öyle bekliyor.
yabancılaşmak dokunuyor
hele bu saatten sonra
ben de kendime yabancılaştım
"uzaktan tanırım" diyor,
ötesine geçemiyorum soran olunca.
iyi bir insan olamadım,
affet beni
kendimi suçladığım yok ama;
hüküm giysem,
temyize de gitmezdim hani.
beni olgunlukla karşıla,
bu değilse de ettiğini bulmak
inan fazlasıyla yeter
korkusuyla yaşamak
insanlar ürkütüyor beni artık
hayatıma bir giren daha çıkmıyor
biri için gitti deniyor,
bir bakmışım o giden
daha derinlerde bir yere
demir atmış öyle bekliyor.
yabancılaşmak dokunuyor
hele bu saatten sonra
ben de kendime yabancılaştım
"uzaktan tanırım" diyor,
ötesine geçemiyorum soran olunca.
iyi bir insan olamadım,
affet beni
kendimi suçladığım yok ama;
hüküm giysem,
temyize de gitmezdim hani.
30 Mart 2013
27 Mart 2013
walker.gif
madem gif'lerimi staff picks'e almıyorlar -ki haklılar oradakiler gerçekten süper- ben de burada paylaşırım köşesi.
02 Mart 2013
01 Mart 2013
mart
kazmayı, küreği yaktım; gemileri bekletiyorum. son çare gitmek zorunda kalırsam diye. zorlu bir kış geçirdim ama kar nedir görmedim. gene de bozulmakla suçlayacağım son şeylerden biri iklim, kendim bile doğru dürüst çalışıyor muyum bilmezken. fazla uyumaktan başım ağrıyor, gözlerim şiş. doktor bol su iç dedi, masama sürahi aldım ben de. radikal kararlar lazım, eskisi gibi 12'de yat 8'de kalk. yatmaktan yana sıkıntım yok da... işte. sürekli uyuşukluk hali, kafanı çevirince ne görmek istersin? a-) yatak b-) kütüphane c-) patron d-) ingiliz kraliyet ormanı. boşlukları doldurmak için doğan birinin testlerdeki şanssızlığı, depozitosuz bir şişenin taşıdığı hüzün gibi. tabiatın boşluk affetmemekteki ayak direyişini de hesaba katınca insan kendini ne faydasız hisseder(ünlem). demem o ki, kafayı yiyecekseniz, bir sebep her zaman bulunur.
telefonum çaldı, "sigarayı bırakmak istiyorsanız lütfen 1'i tuşlayınız" dedi robot kadın. kırmızı tuşa bastım, seçenekler arasında yoktu ama olsun. sigara içmiyorum ve kadın benimle konuşurken bir tiryaki son bir nefes çektiği sigarasını söndürdü. ardından telefonunu sessize alıp çok önemli bir toplantıya girdi. sigarayı bıraktıran hat benden sonra onu aradı fakat ulaşamadı. sonuç: adam sigara içmekten öldü.
a-) adamı ben öldürdüm
b-) adamı sigarayı bıraktıran hat öldürdü
c-) adamı sigara öldürdü
d-) adam intihar etti
her şeyi kontrol edemiyorsanız, operatöre bağlanmak için lütfen bekleyiniz.
telefonum çaldı, "sigarayı bırakmak istiyorsanız lütfen 1'i tuşlayınız" dedi robot kadın. kırmızı tuşa bastım, seçenekler arasında yoktu ama olsun. sigara içmiyorum ve kadın benimle konuşurken bir tiryaki son bir nefes çektiği sigarasını söndürdü. ardından telefonunu sessize alıp çok önemli bir toplantıya girdi. sigarayı bıraktıran hat benden sonra onu aradı fakat ulaşamadı. sonuç: adam sigara içmekten öldü.
a-) adamı ben öldürdüm
b-) adamı sigarayı bıraktıran hat öldürdü
c-) adamı sigara öldürdü
d-) adam intihar etti
her şeyi kontrol edemiyorsanız, operatöre bağlanmak için lütfen bekleyiniz.
24 Şubat 2013
solgun
üç soğan çıktı içinden, törenle üçünü de diktik. üçü de filizlendi, toprağın üstünden görünüyordu hepsi. sonra bunların ikisi çıktı, bir tanesi filizlendiğiyle kaldı, çürüdü. derken zaman geçti, ikincisi bir parmak kadar ya oldu ya olmadı, o da kuruyup gitti. şimdiyse üçüncüsü yarı solgun durumda. sebebini bilmiyorum ama hiçbiri çiçek vermeden solup gitti işte.
şimdi bana sorsalar tekrar diker misin diye, dikmem. hem emeğe yazık hem üç soğan laleye. ama öğrendim yani, bu iş ya bu şartlarda ya da mevsimde olmaz, ya bu evde, bu pencerenin önünde olmaz ya da benim elimde hiç olmaz. öğrenmem için üç soğan lalenin kuruması gerekmiş.
"denemeden bilemezsin", deneyince de ziyan edersin. insan laleler kurumadan bilmek istiyor oysa. testiyi kırmadan kendini tokatlamak istiyor. her dikilen lalenin açtığı bir şey değil hayat, hepsi solmasa da.
ve maalesef solan laleler haklarını hep açacak olanlardan alıyor. biri solduğuyla kalıyor, diğeri açamadığıyla.
kendilerini çok dinlemesem de bu şarkıları başka. diyor ki: pazardan al.
17 Şubat 2013
maddeler ve insanlar
kitaplığın kapağındaki birkaç fotoğraftan biri düştü. alışkın bir tavırla yerine geri yapıştırdım. durup durup düşüyor. o düştükçe insan düşünmeden edemiyor, soyut şeyler anlamları ile yüklendikleri eşyalarda bu kadar somutlaşabilir mi?
gözden ırak, gönülden ırak. elin adamı "out of sight out of mind" demiş. hissizlikte zirve. bizde gönül not equals to mind, my dear.
hoş bu sözün bizdekine karşılık olarak söylendiğini kimse tescil etmedi.
hayatımdan ne kadar uzaklaştı isen cisimlere o kadar hapsolmuşsun. artık onlarla seni ayırt edemiyorum. demem o ki, düşüyor fotoğraflar, düşüyorsun sen de. gözden ya da gönülden düşmek değil bu, hayatımda sahip olduğun yerden düşmek.
düşme artık, içim elvermiyor. fotoğraf sağlam; senin bir yerin incinmedi ya?
incindi ise hastaneye kadar eşlik edeyim, insanlık ölmedi yani. çünkü.
gözden ırak, gönülden ırak. elin adamı "out of sight out of mind" demiş. hissizlikte zirve. bizde gönül not equals to mind, my dear.
hoş bu sözün bizdekine karşılık olarak söylendiğini kimse tescil etmedi.
hayatımdan ne kadar uzaklaştı isen cisimlere o kadar hapsolmuşsun. artık onlarla seni ayırt edemiyorum. demem o ki, düşüyor fotoğraflar, düşüyorsun sen de. gözden ya da gönülden düşmek değil bu, hayatımda sahip olduğun yerden düşmek.
düşme artık, içim elvermiyor. fotoğraf sağlam; senin bir yerin incinmedi ya?
incindi ise hastaneye kadar eşlik edeyim, insanlık ölmedi yani. çünkü.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







