
Bugün, ortalığı toplarken yerini değiştirmek için oynattığım masanın altından çıktı o ufak, mavi Post-It. Benzerinden 5 tane olduğu halde benim bulduğumun üstünde MİKRO yazıyordu büyük harflerle. Elime aldım, o ufacık dikdörtgen parçası birden film şeridi oluverdi. Bütün bir 3. sınıf tekrar geçti gözlerimin önünden. Ümitler, iddialar, kararlar ve hayal kırıklıkları...
Hikayeye nerden başlasak... Post-It'e gitmek lazım önce sanırım. Ya da durun durun, o mavi DTS ajandasıydı tüm bunları başlatan.
Oldum olası sevmişimdir eşantiyonları. Ortan özellikleri olan bedava olmalarının yanında, bir de parayla satın alabileceklerinizden güzel olan türleri vardır bunların. Düşünsenize, para ödeseniz öyle güzelini bulamazsınız, ama o birden sizin karşınıza çıkıverir günün birinde.
Canım teyzemin akrabasının akrabasının amcaoğlunun teyzekızının kocasının yeğeninin kuzenin bilmem kaçıncı göbekten akrabasının çalıştığı, ya da sahibi olduğu (tam emin değilim) firmaymış bu DTS. Velhasıl, teyzeme bir miktar eşantiyon gelmiş bir şekilde. Kalemler, gömlekler, polarlar, defterler ve şu an masamın üzerinde duran türden, içine bakınca foseptik çukurunu andıran, her ne kadar dönüp dönüp tuzla ovalayarak yıkasam da 2 çay, 1 kola içişinden sonra gene içi kararan sahte porselen kupalar. İşte ben de o eşantiyon listesinden nasibimi 1 defter, 1 kupa ile almıştım vakt-i zamanında. Kupanın görünüşünü çok sevmiştim -ki hala severim, defter ise aslında ajanda olmasına rağmen çok kullanışlı, boyuyla, kağıdıyla tam ihtiyacımı görecek türdendi. O defter, benim 5. yarıyılda ders notlarımı tutmakla mükafatlanmıştı.
En büyük suç defterindi aslında. Hani şu her çeyreği farklı renk olan, böylece her birine farklı dersi yazabileceğiniz türden defterler var ya, onlar gibi olamadığı için, ya da kendinden ayraçlı olamadığı için, ya da tek ders yazacak incelikte olamadığı için suçluydu bu mavi kapaklı eşantiyon defter. Hal böyleyken, dersleri ayırmak için ufak mavi bir Post-It sayfasını, bir kaç parçaya (tahminen 4) böldüm ben de. Her birine ders isimleri yazdım: Biçimsel, Intro, Data ve Mikro. Sonra her birini ilgili dersin olduğu sayfaların başına yapıştırdım.
Olayı trajikleştiren, bunları dönem başında, aptal bir umut içerisinde yapıyor oluşumdu. "Herşey farklı olacak," diyordum; "göreceksin lan defter, seninle öğrencilik hayatımda yeni bir sayfa (defter?) açmış olacağım."
Umutlar besledim böylece. Daha çok ders çalışacağım, hatta ne daha çoğu, önceden hiç çalışmadığımı göz önüne alırsak eskisinin aksine bu sefer ders çalışacağım, iyi notlar alıp ilkokul ve lise yıllarındaki o efsane inek imajımı tekrar yakalayıp, mezun olunca nereme sokacağıma emin olamayacağım bir ortalama hayalleriydi benimkiler.
Ama terazinizin bir kefesinde kararlar, diğer kefesinde uygulamalar varsa; o terazinin ayarı ciddi biçimde bozuk demektir. Bazen kararı vermek uygulamaktan ağırdır, bazense uygulamak kararı vermekten. Benim kararımsa verilmesi en kolay olanlardandı. Hani mahalle maçında 3-4 fark geriye düşen takımdaki lider rolünü kendince üstlenmiş çocuğun söylediği gibi: "Yeterse yeter lan! Hadi başlıyoruz!"
Bunu söylemek o kadar kolaydı ki... "Hadi başlıyoruz!". E hadi başlayalım o zaman. Keramet söz söylemekteyse, papağan ormanın kralı olmaz mıydı? Boşuna demedi mi atalar lafla peynir gemisi yürümez diye?
Biz de yürütemedik... Üniversite çağında ciddi anlamda kaybettiğim konsantre olma ve odaklanma (eş anlamlı fiiller, anlatım bozukluğu?) yetimi, tekrar kazanabilmem hiç kolay değildi doğal olarak. Bir müddet sonra "geçer not alalım, ortalama düşmeksizin CC'den altta kalmayalım, yeter 'hocam' "cılardan olduk biz de... Önceki 2 dönemde bir yerime takmadığım 1 kredilik giriş dersini 3. kez alıyordum, şaka gibi. Daha da komiği gene takmadım dersi ve bu sefer AA geldi. Hocanın finalde sorduğu soru "Harddiski açıklayınız" olmuştu. Eğer Bilgisayar Mühendisliği'ne giriş buyduysa, ben o girişi tam 9 yaşımda yapmıştım.
Uzun lafın kısası, 7 dersin 3'ünden kaldım. Bu b.k mavisi eşantiyon deftere notlarını aldığım 4 dersin 2'si FF, 1'i AA ve 1'i de DD gelmişti. Daha eğitim yılının 1. döneminden yaz okulunu farz kılmıştım anlayacağınız.
O vakitten sonra değişmedim ben. Değişemedim. Mavi kapaklı deftere yapıştırdığım mavi Post-It'ler sene sonuna kadar yapışık kaldı oraya. Sene bitti, yaz okulu geldi. Mikro notlarını toplarken mavi kapaklı defterin sayfalarını da koparıp notların arasına ekliyordum. Bu Post-It'i de aldım elime, nedendir bilmem, bana güç verdi. Ta dönem başlarkenki hayallerimi , ümitlerimi, kararlarımı verdi. Onu da notların bulunduğu şeffaf dosyanın içine salladım.
O Post-It'i mikro notlarımdan ayırmadım. Her derse giderken benimle geldi, çoğu derste sıramın üzerinde, görebileceğim bir yerde durdu, kaybedince telaşlandım, bulunca tekrar sevindim. Her gördüğümde hayallerimi, ümitlerimi hatırlattı bana. Ona her dokunuşumda zamanda yolculuklar yaptım, üzerine Mikro yazdığım günkü gibi umutla doldu yüreğim.
Bugün, ortalığı toplarken yerini değiştirmek için oynattığım masanın altından çıktı o ufak, mavi Post-It. Benzerinden 5 tane olduğu halde gene benim bulduğumun üstünde MİKRO yazıyordu büyük harflerle. Elime aldım, o ufacık dikdörtgen parçası birden film şeridi oluverdi. Bütün bir 3. sınıf tekrar geçti gözlerimin önünden. Ümitler, iddialar, kararlar ve hayal kırıklıkları...
Bugün anladım ki 5. yarıyıldan sonra o yapışkanlı mavi kağıt parçası her ne kadar her gördüğümde bana o ilk günkü duygularımı yaşatsa da, aynı zamanda daha keskin bir biçimde benim başarısızlığımı, uygulayamadığım kararlarımı, hayata karşı oyunu beraberliğe getirmek için atmam gereken ve bir türlü atamadığım o golleri simgeliyordu. O, her insanın verdikten sonra yeterince saygı duymayı bilemeyip gerçekleştiremediği, gereğini yapamadığı kararların bir kağıtta gizlenmiş haliydi. Defterden koparttığım günden beri bir o yana, bir bu yana sürüklendikçe nasıl yapışkan özelliği azala azala sonunda kaybolmuşsa, benim verdiğim o kararlara olan inancım da bitip tükenmişti sonunda.
Şimdi masamda, gene beni gözlüyor. Ama artık ne ümit veriyor, ne inanç ne de güven. Benim için son iyiliğini yapacak bugün. Yanıp kül olurken bana da takılıp kaldığım hayallerimin kendisinden çok önce bittiğini, yenilerini kurmam gerektiğini gösterecek ilk ve son kez.
Elveda Post-It...
Yenilerini kurarken eskilerini bulamamanın değil, eskilere sahip olmuşluğun mutluluğunu yaşayacağınız hayallerden kurulu bir dünyaya sahip olmanız dileğiyle...
Ha... Mikro mu? DC geldi.
Konfigürasyon Mühendisi - 09.11.2009 / 19.46