27 Nisan 2010

Okur-Yazar İlişkisi Üzerine

Epeydir bu konu üzerine bir şeyler karalamak istiyordum ama başlamak hep zor geliyordu. Eh, şimdi gene gaza geldim ve bir heyecanla yazıyorum işte. Beni gaza getiren de abimin (aka Chao Grey) tumblr sayfasına yazdığı şey olmuş. Şöyle demiş kendisi:

Benim bahsedeceğim konu biraz farklı ama yazmak üzerine olduğu için bu cümleleri de koymuş oldum yazının başına. Efendim, her okurun gözünde, hayranı olduğu yazar çok yükseklerde yer alan bir kişiliktir, öyle olmalıdır. Erişemeyeceğiniz noktada olan birisinin sözüne daha çok kulak kesilirsiniz zira. İnsan, eserlerinde kendisini bulduğu yazarları, hatta ressamları, yönetmenleri, müzisyenleri, yani tüm sanatçıları gözünde yüceltir. Onlara insanüstü bir varlık gibi bakar. Böyle de olması lazımdır.

Önceden ne vardı, bir imza almak. Yazarın kitabını aldıktan sonra bir de o kitabı yazara imzalattırabilirseniz, dünyanın en mutlu insanı olurdunuz o anda. Ya da o yazarla fotoğraf çektirmek de olabilir. Sizin için eşi bulunmaz, vazgeçemeyeceğiniz bir hatıra olurdu. Şimdilerde internet yazarlığı, yani bizim yaptığımız iş olan blogculuk modası okurları, yazarlara yakın konuma getirebilecek bir şey haline geldi.

Olayı özele indirgeyelim ki demek istediğim daha kolay anlaşılsın. Mesela Pucca, ya da Her Boku Bilen Adam. Bu yazarların neye benzediğini bilen var mı? Ya da bu yazarlarla yakınlık kuran? Yok. Ama internet aleminde en popüler blog yazarlarının başında gelenlerdendir bu ikisi. Kalemleri oldukça kuvvetlidir, tamam ancak aynı zamanda kimliklerini gizli tutmaları da onlar adına bir avantajdır, öyle değil mi?

Çok basit bir yaklaşımdan hareket etmek istiyorum, ancak basit olmasına rağmen bence olayı en iyi özetleyen bir yaklaşım bu: Şimdi okurları Pucca'nın ya da Hbba'nın fotoğrafını görseler, onlarla iki çift laf etseler, günlük yaşamlarının bir kısmına şahit olsalar çoğunun düşünceleri şu yönde değişecektir bence: "Eh bu da bizim gibi insanmış. Yiyor, içiyor, -afedersiniz- tuvalete gidiyor, yatıyor, kalkıyor. Bu da bizim gibi bankada kuyruk bekliyor, otobüste yaşlı teyzeye yer veriyor, markette para üstü olarak sakız alıyor..." Oysa şimdi çoğu okur bu isimleri az önce bahsettiğim kavramlarla bir düşünemez. Şimdi çoğu okur için soyut ve ulaşılamaz bir konumdadır bu isimler.

Nereye varmaya çalışıyorum, açıklayayım. Her yazar hayattan beslenir, öyle değil mi? Ve yazdıklarında hayatın derinliğine en iyi inebilen, okuyucuya ayna tutmayı en iyi becerebilen yazarlar daha çok sevilmez ve okunmaz mı? O zaman bu yazarlar açısından hayatın içinde kalmak, onların okurları olan kişiler açısından da yazarlarla olan mesafeyi korumak en doğrusudur bence. Yoksa inanın -sonradan oluşsa dahi- ön yargılar insana çok şey kaybettirir.

Buna ben bir kaç yerde şahit oldum. Önce kendimden bahsedeyim. Blog yazdığımı yakın çevremde fazla dillendirmedim zira neler olabileceğini öngörüyordum. Ancak bir kaç arkadaşımın haberi vardı -onlara da adresi vermedim zaten-. Mesela bir tanesi beraber yeyip içerken komik ya da ilginç bir şey olsa hemen bunu şöyle bir espriye çevirmeye çalışırdı: "Bunu da blogunda yaz'can mı lan?" Tabi neticede arkadaşım olduğu için o anda gülüp geçiştirirdim, bozmak istemezdim ama hoş bir şey değil. Bir noktadan sonra sizi okuyan insanların arasında beraber oturup kalktığınız, yeyip içtiğiniz kişiler olması da size rahatsızlık verebiliyor. Alıngan davranabiliyorlar, ya da kıskançlık belirtileri gösterebiliyorlar.

Bunun dışında 1-2 blog yazarını televizyonda gören kişilerin bloglarına yazdıkları yorumlara şahit oldum. Şu anda somut örnekler vermem mümkün değil ancak o okurların artık gözlerinde büyüttükleri yazarlara ne gözle baktıklarını da tahmin edebiliyorum. Bundan yazarın bir kaybı olmaz elbet, ancak o okur artık eskisi kadar keyif almayacaktır o yazılardan.

Mesela bir blog daha vardı, bizim gibi genç yaşlarda bir çocuk yazıyordu. Bir ara epey meşhurdu, blog yazmaya başlamadan önce duymuştum adını ben de. O blogun yazarı da her akşam gelip o gün yaşadıklarını ve bu yaşananlar konusunda hissettiklerini yazıyordu, her gün 1 yazı yani. Onun blogunu da annesi okuyormuş, çocuğun katıldığı radyo programına katıldı ve -oğlu da biliyormuş zaten- söyledi bunları. Bir an kendimi o çocuğun yerine koydum ve bana hiç mantıklı gelmedi. Yani düşünsenize, anneniz, belki babanız da görüyor sizin yazdığınızı, onlar size en yakın kişiler değil mi oysa ki? Onlara söylemek istediğiniz bir şeyi zaten salona geçip söyleyebilirsiniz, söylemek istemediklerinizi de başkalarıyla, kardeşinizle, arkadaşınızla, sevgilinizle paylaşmayı tercih etmez misiniz?

Olayın temeli şudur aslında: İnsan en kolay tanımadığı kişilere açılır. Çünkü tanımadığı kişiler daha objektif yaklaşıp daha iyi dinlerler o kişiyi. "Kişisel blog" yazmakta beni cezbeden şeylerden birisi de budur. Şimdi siz evde annenizle bozuşsanız, sonra gidip o sinirle içinizi dökmek isteyip bloga yazsanız, anneniz de bunu okusa... Ne kadar hoş olacaktır? Olayı anneye indirgiyor olsam da bu herkes için geçerli. Bloglarında sevgilisinden bahsedenler oluyor mesela, sevgilileri biliyor mu o blogları? Tabii ki bilmiyor, çünkü bilmemesi gerekir. En doğrusu da budur. Yoksa bir anlamı kalmaz ki...

Şahsım adına konuşacak olursam -özellikle yaşayıp burada bahsetmemin doğru olmayacağı- bir kaç hadisenin de etkisiyle bu şekilde düşünmeye başladım. Yani elbette herkes merak eder, okuduğu kişinin nasıl bir hayat sürdüğünü bilmek ister ama bence inanın o yazarı aynı gözle görmek istiyorsanız hiç de iyi bir şey değildir bu. Bazı insanlar, yakından çok iyi anlaşamaz, ama uzaktan birbirlerini çok iyi anlayabilirler. Bazen, mesafeyi en ideal noktada bırakabilmek lazımdır.

4 yorum:

Adam dedi ki...

görmediği, az gördüğü, ulaşamadığı hep gözünde büyür insanların. sakat bir anlayış bu. insanlar kafalarında başka bir şey yaratıyorlar. bu durum aşk denen şeyde de görülüyor.
okumak, anlamaktır. manadan kopup da yazıyı yazana odaklanınca yazının ruhu da gidiyor.

Konfigürasyon Mühendisi dedi ki...

İnsanlar yazarı ne kadar az tanırlarsa yazıya o kadar çok odaklanıyorlar. Yazarı tanıdıkça yazıya bakarken daha ön yargılı davranıyorlar. Bence aşkta yanlış ama okur olarak daha çok kulak kesilme adına doğru bir şey yazarı gözünde büyütmek.

verbumnonfacta dedi ki...

ben okurken en cok yazar ile anlaticiyi karistirmamaya calisiyorum. sonra hikayeler dinlemekten her zaman haz aldim. okumanin bizzat kendisi de guzel.
okur olarak soyleyeceklerim budur. lutfen zabitlara gecsin.

Konfigürasyon Mühendisi dedi ki...

Yazarın anlatıcıyı da ayrı bir karaktere bürüyor ve bu işi iyi yapabiliyorsa daha özgün ve etkileyici hikayeler çıkabiliyor ortaya.

Hakkımda

Etiketler

Hikaye (27) Blog (16) Komedi (15) Muhtelif (15) Bir İnsan Evladı Olarak Konfigürasyon Mühendisi (14) Felsefi (11) Mim (11) Alıntı (8) Anılar (8) Sinema (8) İnciler (7) Hatıralar (6) Karikatür (6) Ortaya Karışık (6) Şarkı (6) Şiir (6) Ben ve Antivirüslerim (5) Müzik (5) Sitem (5) Linux Günlükleri (4) Reklam (4) Soundtracks of My Life (4) Tebrik (4) Ubuntu (4) Video (4) Özlü Söz (4) Ben ve Maketlerim (3) Bir Blog Yazarı Olarak Konfigürasyon Mühendisi (3) Fotoğraf (3) KM Blog'un Okurlarına Kıyakları (3) Magazin (3) Okul (3) Pessoa'nın Anısına (3) Tavsiye (3) Çocukluğumun Animasyonları (3) Öykü (3) Araştırma (2) Barış Manço (2) Bilgisayar (2) Buhran (2) Edebiyat (2) Enstantaneler (2) Etiketsiz (2) Ezberbozan (2) Haber (2) Hikayeler (2) Kitap (2) Linux (2) Mazide Kalanlar (2) Neler Oluyor Hayatta (2) Panoramik (2) Pazar İncileri (2) Programcılık (2) Tanıtım (2) Tartışma (2) Vecize (2) Yiğit Özgür (2) gif (2) Ödül (2) İtirazım Var (2) Şahsen Bizzat Kendim (2) 10 Soruda Konfigürasyon Mühendisi Blog (1) Adam Haklı Beyler (1) Anlamlı (1) Anonim (1) Antivirüs (1) Aşk (1) Bayram Hediyesi (1) Ben ve Rüyalarım (1) Bi Aralar (1) Bilmece (1) Bir Bilgisayar Mühendisi Olarak Konfigürasyon Mühendisi (1) Bir Öğrenci Olarak Konfigürasyon Mühendisi (1) Bunları Bil İyi Olur (1) Demotivatör (1) Deneysel (1) Dersler (1) Detektif Mod Günlükleri (1) Dinle Seversin (1) Dizi (1) Donanım (1) Emolar (1) Enteresan Olaylar (1) Enteresan Şeyler (1) Espri (1) Etiketsizseniz Etiketsizsiniz (1) Eylemler (1) Facebook (1) Facebook Zırvaları (1) Fight Club (1) Format (1) Fıkra (1) Geleceğe Mektuplar (1) Gezi (1) Global Warning (1) Google (1) Göksel (1) Haticeden Netice (1) Hayattan Öğrendiklerimiz (1) Hüzün (1) Karanlık Köşe (1) Kişisel (1) Klip (1) Konfigürasyon Mühendisi'nin Hayatından Kesitler (1) Kurulum (1) Köşe Yazıları (1) Kısa Film (1) Lirik (1) Lost (1) M (1) Maceraperest Bir Şahıs Olarak Konfigürasyon Mühendisi (1) Marrows (1) Maziden (1) Monolog (1) Monte (1) Morrissey (1) Ne Alaka Futbol (1) Olan Bitenler (1) Ost (1) Oyun (1) Oğuzcuğum Atay (1) Replik (1) Rüyamda (1) Salı İncileri (1) Sanal Alem (1) Saçmalıklar (1) Selçuk Erdem (1) Sinir Olduklarım (1) Süper Lan (1) Sütoğlan Diyalogları (1) Sınav Haftası Paradoksu (1) Tecrübe (1) Tepki (1) Tiksindiklerim (1) Tiyatro (1) Top Lists (1) Turistik (1) Twitter (1) Ubuntu 9.10 Karmic Koala (1) Ucu Açık Hikayeler (1) Unutulmaz Sahne (1) Windows XP (1) Yasak (1) Yazım.Kulavuzu. (1) Yeşilçam (1) Yurdum İnsanı (1) Çarşamba İncileri (1) Çemkiriş (1) Önemli (1) Ünlülerin Görüşleri (1) İtiraz (1)