Evet, o günün o saatinden ve dakikasından hatta saniyesinden, salisesinden... itibaren hayatımın geri kalanı sona erene kadar kadar bunu yapacaktım: İnsanlara katlanacaktım. "Evet bayım, buyrun, lütfen lütfen, alt tarafı bir otobüs sırası tabii ki benden sonra geldiğiniz halde önüme geçeceksiniz."
Çalıyor, yazıyorum. Yazıyor, çalıyorum. Çaldıkça yazıyorum, yazarken çalıyorum. Yazmasam çalmış olmazdım, çalmasam hiç yazmazdım. Hep çaldım ben, kendimden çaldım. Eksile eksile eskidim. Eskiden tamdım, kum saati tersine döndü.
Ne zaman oldu bilmiyorum. Biliyorum? Biliyormuşum. Yazmaya başladığımda olmuş. Ne yazmaya? "Çocuklar 2. saatte kompozisyon dersi yapacağız. Konumuz: Güneş balçıkla sıvanmaz. Evet herkes bu atasözü hakkında bir kompozisyon yazsın."
Ben güneş ve balçıkla olan ilişkileri hakkında kompozisyon yazmak istemiyorum. İstemiştim, artık istemiyorum. Ne oldu, büyüdün gözün bizi görmez oldu? Hocam Güneş balçıkla zaten sıvanmaz. Çünkü Güneş çok sıcaktır, balçık değdiği an üzerinde kurur ve toprak olur, sonra düşer. Çünkü güneş tepededir, yeryüzü ise ayaklarımızın altında. Ve yerçekimi vardır. Evladım dersimiz edebiyat, fizik değil.
"Aaa hiç olur mu? Tabii ki benden borç isteyebilirsiniz. Ve bu borcu ömrünüzün sonuna kadar ödemeyin, sorun değil. Her paraya sıkıştığınızda gelin isteyin. Sorun değil, katlanırım."
Katlanırım çünkü ben bir şezlongum. Ve aylardan Ağustos. Ankara'da yollar boş. "Millet tatile gitti ağbi." Aman iyi iyi, hiç dönmesinler. Bayramda, bayramda diyorum, biz nereye gitsek?
"Amca hapşırırken neden ağzını kapamıyorsun? Yok amca yok, sana demedim. Sen devam et, katlanırım. Halk otobüsleri bunun için var. Bizlere katlanmayı öğretiyorlar. Dünyanın hacmi aynı, üzerindeki insan sayısı artıyor. Çok yakında kişi başına düşen toprak genişliği metrekarelerden santimetrekarelere düşecek. O zaman hepimiz katlanacağız. İstif yapacaklar bizi. Bu yüzden Türkiye'nin büyük şehirlerinde halk otobüsleri aracılığıyla halkımız yarınlara hazırlanıyor. Hepsini istifledik efendim. Aman ne güzel."
Katlanırım, katlanırım. Tırtıl doğar, kelebek olur, kanatlanırım. Kelebeklerin ömrü 24 saat? Hayır, kelebeklerin ömrü bir kelebek ömrü. İnsanların ömrü ise bir insan ömrü. Bir kelebek doğar ve insan ömrüne göre 24 saat geçtiğinde o kelebek ölür. Ama kelebek ömrüne göre bir kelebek ömrü geçer. Bir kelebek ömrü ile bir insan ömrü eşit uzunluktadır. Çünkü ölüm-doğum işlemi sonucunda çıkan sonuçlar birbirine eşittir. Ve bu sonuç = hayat'tır.
Kime katlanalım? Hadi bugün televizyon programlarına katlanalım. Katlanması en güç olanı açar mısın, ah ne zor ne zor, hepsi birbirinden güç! Tamam burada kalsın. Zap!ma. Yapma. Kalsın dedik, kalsın. Hadi kalmasın, televizyondan vazgeçtim sana katlanıyorum. Sandalye değilim, oturacak bir şey arıyorsan beni boşuna açma. Ben katlanırım bir köşeye, hiç sorun değil.
Ne yazıyorum Allah aşkına kaç dakikadır? Kendi kendime iyi katlandım. Bana kim katlanır? Katlananlar zaten daha fazla katlanmayacaklar. Yazı burada bitiyor. Ve artık hepimiz işsiziz.

5 yorum:
o kadar beğendim ki yazıyı, şuraya yazacak kelime bulamadım. en güzeli kelebek ömrüyle ilgili olan paragraftı. sağ ol.
Sen yazıya bir şey diyemedin, ben bu güzel yoruma ne diyeyim? Ben de çok teşekkür ederim.
oha evet lan.kelebek ömrü.
Ben de katlanıcıyım:)
Gülü severim dikenine katlanırım misal..
Sonraaa..
Sinemayı severim beş dakka aralara katlanırım..
Göz görmeyince benim gönlüm katlanır..
Çok hata yaparım, sonucuna katlanırım..
Yeter bu kadar!
Benim mesleğim de katlanıcılık:))
Özge,
Artık öğrendiğin gerçeği insanlığa iletmekle yükümlüsün.
Vildan Hanım,
Bir fark var, sizin söylediklerinizde bir karşılık var, benim söylediklerim salt "katlanış". Ama sizinki de bir meslek tabii, Jr. Katlanıcılık mesela :)
Yorum Gönder