Fernando,
Hikayelerim bitti. Bire bin katarak dramatize ettiğim onca küçük acı artık yok. Hayatım beni bir yaprak tanesiymişçesine oradan oraya savuran bir hale büründü iyice. Şikayetçi olduğumu söyleyemem, tercihlerimden şikayet etmek verdiğim kararlara saygısızlık olur ve kendime olan güvenimin üzerine çiğ taneleri düşürür.
Günlerden bugün, bir Kasım akşamı, yağmurlu bir hava. Ama soğuk olmadığını söylüyorlar, Lizbon'da sonbahar (ya da kış) nasıl olur bilemiyorum, ama öğrenmeye dair umutlarım yok değil. Ne olmuştu o gün? Ya da o gece? Senin gördüğün hayaletleri görmüyorum şu anda. Belki bir gün göreceğim. Sen benden iyi biliyorsun zayıflayan bünyelerimizin zihinlerimiz üzerinde oynadığı oyunları.
Sağ olmayan birine böyle şeyler yazmak... Bu tarz hitaplarda bulunmak... Bunlar hiç bana göre değil aslında. Ama yazıyorum. Neden, Fernando? Dinleyelim mi?
"Pessoa bir koltuğa oturup düş görmeye başladı. Çocukluğundan kesitler görüyor, tımarhanede ölen büyükannesi Dionisia'nın sesini duyuyordu. Fernando, diyordu büyükannesi, sen de benim gibi olacaksın, çünkü iyi kan yalan söylemez, bütün yaşamın boyunca sana eşlik edeceğim, çünkü yaşam bir deliliktir, sen de deliliğin nasıl yaşanacağını öğreneceksin."
Seni anlatmak için senin olmayan cümleler kullanıyor oluşumu bağışla. Sen o esnada kendini tasvir edecek halde değildin ki... Önce Alvaro de Campos, ardından Alberto Caeiro'nun ziyaretleri epey yıpratmış olmalıydı seni. Bilirsin, bazen hayatımız boyunca bir sahneyi bekleriz, beklediğimiz şekilde olmasa da olacağını biliriz. Ve olur.
Vaktimiz kısıtlı ancak seni daha fazla yormak istemediğimden bugün burada bitiriyorum söyleyeceklerimi. Hem yarına kadar daha az zamanda daha çok şeyi nasıl anlatacağımı düşünmüş olurum. Bu aralar bunu düşünmeye gerçekten ihtiyacım var, sen de fark etmişsindir.
Uyumaya ve dinlenmeye çalış, saat gece yarısını vurmak üzere.
Ve Kasım'ın 29'u, 30'undan bir öncesi demektir.
"Sizi binlerce kez kucaklıyorum, kalbim sizinle, daime sizinle".
Çünkü iyi kan, yalan söylemez.


0 yorum:
Yorum Gönder