Birbirini çeken insan birbirini nasıl da itebiliyor zaten. Ama fark yok değil, çekim müşterek, itim tek taraflı oluyor aslında. Ama biri itilense diğeri de iten, herkesin rolü belli.
"Hiçbir şey göründüğü gibi değil" Hollywood kaçıyor biraz. "Bazı şeyler" ya da "çoğu şey" göründüğü gibi değil bence. Ama insanlar, onlar bana hep göründükleri gibi. İlk intibalarım beni yanıltmıyor, ya da ben ilk intibalarımdan caymıyor ve işime geldiği gibi yorumluyorum insanları.
İnsanları yaftalamaktan nefret ederim, öyleyse bunu neden yapıyorum? Bilmiyorum, kötü bir huyum bu. Belki de bu yüzden nefret ediyorum, kötü olduğunu bildiğim halde yapmaktan kendimi alıkoyamadığımdan. Ama kendimden nefret etmiyorum, seviyorum kendimi. Anlıyorum. Anlayışa ihtiyacım var çünkü. Her şeye anlayış gösteren o sinir bozucu mütevazı megalomanların da anlayışa ihtiyaçları oluyor bazen.
Pessoa'nın en çok hayran olduğum yanı, gerçekte yaşamadığı şeylerin tahayyülündeki azameti sanırım. Ya da yaşadığı çok az şeyden bu kadar çok satır çıkarabilmesi. Bunu ben de yapabilsem kabuğuma çekilip kendi dünyamda sakin bir yaşam sürebilirim belki ama olmuyor, çok güvendiğim hayal gücüm böyle şeylerde yalnız bırakıyor beni.
Bir yere varmayacağım.
Bugün biraz da tumblr sayfama yazasım geldi, oraya da bir şeyler karaladım. Okumak isterseniz.

0 yorum:
Yorum Gönder