31 Aralık 2011

Tema


Blogun temasını değiştirdim(Hadi canım). Bu tema çok hoşuma gitti, beklemiyordum aradığım gibi bir şey bulabileceğimi ama neredeyse tam aradığım şey bu. Bir de şu gönderilerin sağ üstündeki ileri-geri tuşları çok hoş. Kayarak gidiyor ya. Akıyor resmen blog.

Ama kaç yorum olduğunu gösteren ve yorum formunu açan linki ekleyemedim, temanın kendisinde yok çünkü. Ama uğraşacağım. Yorum bırakmak için başlığa tıklayıp gönderiyi açmak gerekiyor şimdi.

Hızlı paylaşma butonları var, bir de çok sade di mi? Bazıları oluyor kırk elli tane. Ama bu ne güzel, az ve öz: 4 tane.

E artık bunu da beğenmezseniz... Beğenmeyebilirsiniz tabii. Canınız sağ olsun.

Blogun temasını değiştirmem yönünde 72 oy, eskisinin güzel olduğu yönünde 20 oy gelmişti. En az yirminizin canı sağ oldu, kısa günün kârı.

26 Aralık 2011

(-)nsomnia

bugünlerde karşı konulmaz bir uyurgezerlik halindeyim.

evde, otobüste, işyerinde... hiçbir şekilde önüne geçemedim bunun.

bunu salt uykusuzluğa bağlamam tutarsız olur. bu, oblomovluk türünden bir mayışıklık. ruhsal ve zihinsel bir bitkinlik hissi. böyle durumlarda insan sonsuza değin uyumak istediğinden sanırım bilinçaltım da bu isteği yerine getirmekte vakit kaybetmiyor.

kendimi otobüste yanımda oturan kişi tarafından inmesine yol vermem için dürtülürken ya da ofiste sandalyemde birdenbire sıçrarken buluyorum. kafamda gezinen düşünceler bu ufacık zaman dilimlerinde birer rüya olarak karşıma çıkıyorlar çoğunlukla. beni tedirgin eden gerçekle rüya arasında bu kadar sık gidip gelmek.

bu sabah gene otobüste gelirken kendimden geçmişim, ardından birden gözlerim açıldı ve beynimin sağ tarafına bir sancı saplandı. ya da sancı saplandığında gözlerim açıldı, bilemiyorum. yanımdaki kadının bile dikkatini çekti sanırım verdiğim tepki. belki -umuyorum- çok çok ufak bir şeydir ama imgesel yaklaşacak olduğumda beynimin yorgunluktan süregelen bir acı çekme biçimi olabilir belki de.

beynim neden yorgun? bilmiyorum. beni yoracağını, üzeceğini, kararsızlık ya da karamsarlığa düşüreceğini sezdiğim tüm düşünceleri kafamdan uzaklaştırma gibi bir oto-kontrol mekanizmam olduğundan çok fazla 'kafa yormaya' kondisyon olarak hazır değil belki de.

21 Aralık 2011

In Search of a Midnight Kiss

Yeni yılda dilek tutmak gibi bir adetim hiç olmadı çünkü tek başına dilek tutma eylemi benim adetim sayılmaz, lakin güzel insan Sam böyle bir mim paslamış bana. "Bön dölök tötmöm" gibi bi öküzlük yapacak halim yok, olmadı, olmayacak. Ufak tefek beklentilerim var, 2012'den sonrasını pek göremediğim için hepsi önümüzdeki sene özeline giriyor zaten.

  • Çok bekledik yeter, Galatasaray şampiyon olsun abi artık. Ben bu satırları yazarken bizim topçular bu akşam aldıkları galibiyeti kutluyordur, ilk devreyi Fener'in 2 puan önünde kapattık. En az gol yiyen, en çok gol atan, üst üste 6. galibiyetini alan bir Galatasaray. NE ACILAR ÇEKTİK LAN. İnşallah son bulur artık.
  • Benim için -çoğu Galatasaraylı için olduğu gibi- şampiyonluk, Şampiyonlar Ligi kapısını açan bir anahtar aslında. Bu yüzden ikinci temennim de Arena'da o ŞL müziğini duymak.
  • Üçüncü dileğim de gruplardan çıkmak olsun. En az çeyrek final derdim de tur maçları 2013'e kalıyor ehehe.

Evet hayatım Galatasaray gibi gibi. Başka şeyler de bulabilirim ama. Biraz düşüneyim.

(Mevsimler sonra)

  • The Dark Knight Rises, beklentilerimin dahi katbekat üzerinde çıksın ve 8-10 kere izleyeyim.

Hep böyle küçük şeyler. Yalnız ne acemiyim bulamadım bir şey.

  • İnce bi' mevzu var o netleşsin(uuu beybi).
  • İş ile ilgili de de bi' durum var, o da olsun.

Genel şeylerden bahsedelim o zaman,

  • DAHA ÇOK OKUYABİLEYİM.
  • DAHA ÇOK YAZABİLEYİM.
  • Şu spora da başlayayım artık.

Sayı olarak 12'yi bulmamız gerekiyor bir de.

  • Ankara'nın yeni metro durakları artık faaliyete geçsin. Bak kimse düşünemedi bunu. Bencilsiniz lan hepiniz.
  • Eurovision'a Tarkan gitsin. Gene halkım için. Ne yaptıysam halkım için yaptım.
  • Son olarak "yaslı" gitsin, "şen" gelsin; Aç koynunu "ben" gelsin. (Olmadı)
Bencil oynayıp kimseye paslamıyorum. Oyunu çirkinleştirmekte üzerime yoktur. Hah, ne diyorduk;
Bana bir yudum su ver,
Çok uzak yoldan geldim.

11 Aralık 2011

Oğuz Atay, Halit Ziya ve "Tutunamayanlar"

Daha önceden videoyu paylaşmama rağmen yazılı olarak el altında bulundurmak istedim. Asla anladığıma kanaat getirmeyip ara ara açarak tekrar anlamaya çalışmak niyetindeyim.

"Halit Ziya'nın, romanını, ve tabii dolayısıyla insanlarını, kendi duyar(?)larıma çok yakın buluyorum. Bunun çeşitli nedenleri var. Bir kere, bir romanına verdiği addan da bildiğimiz gibi, Halit Ziya, hep kırık hayatları anlatmıştır. Yani benim bugünkü deyimimle "tutunamayanlar"ı anlatmıştır. Hayata tutunamayan, hayat karşısında genellikle hayal kırıklıklarına uğrayan insanların dramını vermiştir. Bu yönden, kendi duyar(?)lığıma Halit Ziya'yı çok yakın buluyorum. Bu kahramanlar, genellikle büyük hayaller kurarlar, yükseklere erişmek isterler, fakat bazı özellikleri yüzünden; küçük hesapları, ürkeklikleri, tutuklukları ve endişeleri yüzünden sonunda hep hayal kırıklığına uğrarlar. Fakat bu kahramanlara "kaderin oyuncağı", "kader kurbanı" demek de pek mümkün değildir. Çünkü, Halit Ziya'nın kahramanları, bütün yaşadıkları dramlar boyunca bu dramları bilinçli olarak hissederler. Yani, Halit Ziya'nın kahramanları, daima kendileriyle hesaplaşırlar. Bu özellikle benim üzerinde durduğum, çok yakın bulduğum bir konu."

Bir Türk Erkeği Olarak Hayatımın Son Yılları

(Fotoğrafı ilk yüklediğim fakat inatla çözünürlüğünü küçültmekten vazgeçmeyen Tumblr, adam değilsin. Son kare hem bu yaptığın, hem geçenki gif'i yüklerken dosyayı kabul etmediğin için sana, seni adam sanıp Blogger'a sırt döndüğüm için de bana gelsin. Öptüm gözlerinden.)
(Ha Tumblr, ayrıca, ayrıca... "Eğer ruhlarımızı ortaya koyacaksak, senin ruhun ve benim ruhum ortaya gelecekse, Allah'ımın üstüne yemin ederim ki senin ruhun benim ruhumun önünde diz çöker, tövbe ister!!!!11)

10 Aralık 2011

İntiba

Birbirini çeken insan birbirini nasıl da itebiliyor zaten. Ama fark yok değil, çekim müşterek, itim tek taraflı oluyor aslında. Ama biri itilense diğeri de iten, herkesin rolü belli.

"Hiçbir şey göründüğü gibi değil" Hollywood kaçıyor biraz. "Bazı şeyler" ya da "çoğu şey" göründüğü gibi değil bence. Ama insanlar, onlar bana hep göründükleri gibi. İlk intibalarım beni yanıltmıyor, ya da ben ilk intibalarımdan caymıyor ve işime geldiği gibi yorumluyorum insanları.

İnsanları yaftalamaktan nefret ederim, öyleyse bunu neden yapıyorum? Bilmiyorum, kötü bir huyum bu. Belki de bu yüzden nefret ediyorum, kötü olduğunu bildiğim halde yapmaktan kendimi alıkoyamadığımdan. Ama kendimden nefret etmiyorum, seviyorum kendimi. Anlıyorum. Anlayışa ihtiyacım var çünkü. Her şeye anlayış gösteren o sinir bozucu mütevazı megalomanların da anlayışa ihtiyaçları oluyor bazen.

Pessoa'nın en çok hayran olduğum yanı, gerçekte yaşamadığı şeylerin tahayyülündeki azameti sanırım. Ya da yaşadığı çok az şeyden bu kadar çok satır çıkarabilmesi. Bunu ben de yapabilsem kabuğuma çekilip kendi dünyamda sakin bir yaşam sürebilirim belki ama olmuyor, çok güvendiğim hayal gücüm böyle şeylerde yalnız bırakıyor beni.

Bir yere varmayacağım.

Bugün biraz da tumblr sayfama yazasım geldi, oraya da bir şeyler karaladım. Okumak isterseniz.

06 Aralık 2011

Mark


bu eller sultans of swing'i boşa yazmadı.

Same Old Story :(


Hakkımda

Etiketler

Blog (16) Komedi (15) Muhtelif (15) Bir İnsan Evladı Olarak Konfigürasyon Mühendisi (14) Hikaye (12) Mim (11) Alıntı (8) Anılar (8) Sinema (8) İnciler (7) Hatıralar (6) Karikatür (6) Ortaya Karışık (6) Şarkı (6) Ben ve Antivirüslerim (5) Müzik (5) Sitem (5) Linux Günlükleri (4) Reklam (4) Soundtracks of My Life (4) Tebrik (4) Ubuntu (4) Video (4) Özlü Söz (4) Şiir (4) Ben ve Maketlerim (3) Bir Blog Yazarı Olarak Konfigürasyon Mühendisi (3) Fotoğraf (3) KM Blog'un Okurlarına Kıyakları (3) Magazin (3) Okul (3) Pessoa'nın Anısına (3) Tavsiye (3) Çocukluğumun Animasyonları (3) Öykü (3) Araştırma (2) Barış Manço (2) Bilgisayar (2) Buhran (2) Edebiyat (2) Enstantaneler (2) Etiketsiz (2) Ezberbozan (2) Haber (2) Hikayeler (2) Kitap (2) Linux (2) Mazide Kalanlar (2) Neler Oluyor Hayatta (2) Panoramik (2) Pazar İncileri (2) Programcılık (2) Tanıtım (2) Tartışma (2) Vecize (2) Yiğit Özgür (2) Ödül (2) İtirazım Var (2) Şahsen Bizzat Kendim (2) 10 Soruda Konfigürasyon Mühendisi Blog (1) Adam Haklı Beyler (1) Anlamlı (1) Anonim (1) Antivirüs (1) Aşk (1) Bayram Hediyesi (1) Ben ve Rüyalarım (1) Bi Aralar (1) Bilmece (1) Bir Bilgisayar Mühendisi Olarak Konfigürasyon Mühendisi (1) Bir Öğrenci Olarak Konfigürasyon Mühendisi (1) Bunları Bil İyi Olur (1) Demotivatör (1) Dersler (1) Detektif Mod Günlükleri (1) Dinle Seversin (1) Dizi (1) Donanım (1) Emolar (1) Enteresan Olaylar (1) Enteresan Şeyler (1) Espri (1) Etiketsizseniz Etiketsizsiniz (1) Eylemler (1) Facebook (1) Facebook Zırvaları (1) Fight Club (1) Format (1) Fıkra (1) Geleceğe Mektuplar (1) Gezi (1) Global Warning (1) Google (1) Göksel (1) Haticeden Netice (1) Hayattan Öğrendiklerimiz (1) Hüzün (1) Karanlık Köşe (1) Kişisel (1) Klip (1) Konfigürasyon Mühendisi'nin Hayatından Kesitler (1) Kurulum (1) Köşe Yazıları (1) Kısa Film (1) Lirik (1) Lost (1) M (1) Maceraperest Bir Şahıs Olarak Konfigürasyon Mühendisi (1) Marrows (1) Maziden (1) Monolog (1) Monte (1) Morrissey (1) Ne Alaka Futbol (1) Olan Bitenler (1) Ost (1) Oyun (1) Oğuzcuğum Atay (1) Replik (1) Rüyamda (1) Salı İncileri (1) Sanal Alem (1) Saçmalıklar (1) Selçuk Erdem (1) Sinir Olduklarım (1) Süper Lan (1) Sütoğlan Diyalogları (1) Sınav Haftası Paradoksu (1) Tecrübe (1) Tepki (1) Tiksindiklerim (1) Tiyatro (1) Top Lists (1) Turistik (1) Twitter (1) Ubuntu 9.10 Karmic Koala (1) Ucu Açık Hikayeler (1) Unutulmaz Sahne (1) Windows XP (1) Yasak (1) Yazım.Kulavuzu. (1) Yeşilçam (1) Yurdum İnsanı (1) Çarşamba İncileri (1) Çemkiriş (1) Önemli (1) Ünlülerin Görüşleri (1) İtiraz (1)